ISSN: 2717-9443 | e-ISSN: 2757-5241
Forbes Tıp Dergisi - Forbes J Med: 2 (1)
Cilt: 2  Sayı: 1 - 2021
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
Danışma Kurulu
Advisory Board

Sayfalar II - III

3.
Makale Hazırlama
Manuscript Preparation

Sayfalar IV - IX

4.
İçindekiler
Contents

Sayfa X

5.
Editörden
Editorial

Sayfa XI

DERLEME
6.
Covid-19 Patogenezinde ncRNA’ların Rolü
The Role of ncRNAs in Covid-19 Pathogenesis
Tuba Öz, Melek Pehlivan, Ibrahim Pirim
doi: 10.5222/forbes.2021.38258  Sayfalar 1 - 12
Genomik çalışmalar, insan genomunun yaklaşık %2’sinin protein kodladığını, geriye kalan büyük çoğunluğun kodlanmayan RNA (ncRNA)’lardan oluştuğunu göstermiştir. Kodlanmayan RNA’lar, DNA sekansında herhangi bir değişiklik yapmaksızın gen ekspresyonunu farklı seviyelerde değiştirebilen modifikasyonlardır. NcRNA’ların en önemli fonksiyonlarından biri, kromatin yapısını ve gen ekspresyonunu düzenleyerek, konakçı bağışıklığını ve enflamatuvar yanıtı modüle etmektir. Dünya Sağlık Örgütü, Şiddetli Akut Solunum Sendromu Koronavirüs 2 (SARS-CoV-2)’yi, Koronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19) olarak tanımlamıştır. COVID-19, ateş, öksürük, nefes darlığı gibi belirtiler göstermekte ve şiddetli semptomatik akut solunum yetmezliği sendromuna (ARDS) yol açarak kardiyovasküler komplikasyonlar, böbrek hasarı, felç ve ölüm gibi birçok sorunu beraberinde getirebilmektedir. SARS-CoV-2 için başarılı bir terapötik hedefin geliştirilmesinde, viral replikasyon mekanizmasının yanı sıra immün sistemi ile bağlantılı virüs konak etkileşimleri de önemlidir. Virüs konak etkileşimlerini düzenleyen epigenetik mekanizmalar, klinik sonuçlar için önemli immün ve enflamatuvar yanıtların derecesini ve yeterliliğini etkilemektedir. Bu nedenle SARS-CoV-2 enfeksiyonu sırasında rol alan ncRNA’ların belirlenmesi, oluşan bağışıklık tepkisinin altında yatan epigenetik düzenlenmenin anlaşılmasına, enfeksiyonun önlenmesine ve tedavi edilmesi için yeni özel stratejilerin geliştirilmesine yardımcı olacaktır. Bu derlemede, SARS-CoV-2 enfeksiyonunda ncRNA aracılı gen düzenlenmesinin önemi ve devam eden COVID-19 pandemisindeki rolü tartışılmıştır.
Genomic studies have shown that approximately 2% of the human genome encodes protein, and the rest consists of non-coding RNAs (ncRNA). ncRNAs are the modifications that can alter gene expression at different levels without making any changes on the DNA sequence. One of the most important function of non-coding RNAs is to modulate host immunity and inflammatory response by regulating chromatin structure and gene expression. The World Health Organization has declared Severe Acute Respiratory Syndrome Coronavirus 2 (SARS-CoV-2) as Coronavirus Disease 2019 (COVID-19). COVID-19 shows symptoms such as fever, cough, shortness of breath and it can lead to severe symptomatic acute respiratory distress syndrome (ARDS), bring along many problems such as cardiovascular complications, kidney damage, stroke and death. Virus host interactions associated with the immune system is also important beside the viral replication mechanism in the development of a successful therapeutic target for SARS-CoV-2. Epigenetic mechanisms that regulate virus-host interactions affect the extent and adequacy of immune and inflammatory responses that are important for clinical outcomes. Thus, identifying ncRNAs involved in SARS-CoV-2 infection will help to understand the epigenetic regulation underlying the immune response that occurs and to develop new specific strategies to prevent and treat the infection. In this review, the importance of ncRNA mediated gene regulation in SARS-CoV-2 infection and its role in the ongoing COVID-19 pandemic were discussed.

ORIJINAL ARAŞTIRMA
7.
Influenza Hızlı Antijen Testinin Influenza Sezonu Boyunca Klinikte Kullanımı
Clinical Usage of Influenza Rapid Test During Influenza Season
Kamile Ötiken Arıkan
doi: 10.5222/forbes.2021.97269  Sayfalar 13 - 18
GİRİŞ ve AMAÇ: Amaç: İnfluenza virüsleri, özellikle riskli gruplarda mortalitesi yüksek epidemiler yapabilen, solunum yolunun önemli enfeksiyonlarından sorumlu viral etkenlerdir. Bu çalışmada influenza hızlı antijen testinin klinikte pratik kullanımının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Yöntem: Çalışmamıza Eylül 2018 ile Şubat 2019 tarihleri arasında nazofaringeal sekresyondan influenza hızlı antijen testi bakılan çocuk hastalar dahil edilmiştir. Çocuk enfeksiyon polikliniğine başvuran, influenza virus enfeksiyonu semptomları olan hastalardan aşılama durumuna bakılmaksızın nasofaringeal sekresyondan örnek alınıp 10 dakika içerinde influenza antijen testi sonucu elde edilmiştir.
Bulgular: Bu çalışmaya ortanca yaşı 51 ay (minimum- makismum: 23gün-202ay) olan, 265’i (%56.5) erkek toplam 469 hasta dahil edilmiştir. Üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları ile başvuran ve nazofaringeal sekresyonda influenza hızlı antijen testi bakılan 469 hastanın, 107 ‘sinde (%22.8) influenza A, 20’sinde (% 4.3) influenza B saptanmıştır, 342 ‘sinde influenza A ve influenza B saptanmamıştır.Solunum yolu sekresyonundan alınan örnekte influenza hızlı antijen testi pozitif gelen, 64’ü (%50.4) erkek, 127 hastanın ortanca yaşı 53 ay (minnimum-maksimum: 23 gün-202 ay) olarak saptanmıştır. Hastaların 21’inde (%16.5) altta yatan kronik bir hastalık saptanmıştır. Beş gün ve daha uzun süreli ateş, influenza B (%63.2) saptanan hastalarda, influenza A (%15.2) saptananlara göre istatistiksel anlamlı olarak daha sık saptanmıştır (p<0.001).
Sonuç: Influenza sezonu boyunca influenza antijen testi yapılması pratik, kolay olması ve hızlı sonuç vermesi nedeniyle hem etiyolojisinin hızlı belirlenmesi açısından hem de gereksiz tetkik yapılmasını engelleyebileceğinden, COVİD pandemisi döneminde de poliklinik koşullarında kullanılmalıdır.
YÖNTEM ve GEREÇLER:
BULGULAR:
TARTIŞMA ve SONUÇ:
INTRODUCTION: Objective: Influenza A and B are important viral pathogens causing respiratory infection epidemics potentially with high morbidity and mortality.Herein we aimed to investigate clinical usage of influenza rapid test in clinical practice.
Method: Children tested for nasopharyngeal influenza rapid test between September 2018- February 2019 were included in this study.Influenza rapid test was applied to pediatric patients patients admitted to paediatric infectious disease policlinic regardless of their vaccination status, and results were achieved in 10 minutes.
Results: Of 265 (56.5%) male, totally 469 children, with a median age of 51 months ( 23 days-202 months) were included in this study. From 469 samples tested from patients with symptoms of repiratory tract infections, 107 (22.8%) was positive for influenza A, 20 (4.3%) was positive for influenza B, 342 was negative. Totally 127 patients, 64 (50.4%) male with a median age of 53 months ( 23 days-202 months) were tested positive for influenza. Underlying chronic disease was detected in 21 (16.5%) of patients. Fever lasting for more than 5 days was statistically significantly more common in influenza B (63.2%) positive patients compared to influenza A (15.2%) positive patients (p<0.001).
Conclusions: Influenza rapid test is recommended to be used in clinical practice during influenza season, in COVID pandemic also, due to shorter duration of results,being pratical, and cost –effective.
METHODS:
RESULTS:
DISCUSSION AND CONCLUSION:

8.
Pediatristlerin Human Papilloma Virüs Aşısı Hakkındaki Bilgi ve Tutumları
Knowledge and Attitudes of Pediatricians to The Human Papilloma Virus Vaccines
Selin Taşar, Esra Bal Yüksel, Derya Sağcan, Eda Karadağ Öncel, Ahu Kara Aksay, Dilek Yılmaz Çiftdoğan
doi: 10.5222/forbes.2021.69875  Sayfalar 19 - 24
Amaç: Human papillomavirus (HPV); dünya çapında en sık cinsel yolla bulaşan viral enfeksiyondur, servikal kanserin nedenidir ve bunun dışında birçok malign ve benign hastalığa neden olmaktadır. Etkili bir aşısı olmasına rağmen, aşılama oranları hâlen istenilen düzeyde değildir. Bu kesitsel çalışmada, pediatri hekimlerinin HPV aşısı ile ilgili bilgi ve tutumlarının araştırılması amaçlanmıştır.
Yöntem: Hastanemizde çalışmakta olan pediatri hekimlerine HPV hastalığı ve aşısı ile ilgili 18 sorudan oluşan anket yüz yüze uygulandı. Ankette demografik özellikler, pediatri alanındaki çalışma süresi ve HPV hastalığı ve aşısı ile ilgili bazı soru ve önermeler yer aldı.
Bulgular: Araştırmaya 147 pediatri hekiminden 98’i katıldı (ulaşılabilirlik %66,6). Katılımcıların yaş ortancası 30,5 yaştı (min-maks: 25-66) ve çoğunluğunu kadınlar oluşturuyordu (%70,4). Görev dağılımına bakıldığında, 54’ü (%55,1) asistan hekim olarak çalışıyordu. Katılımcıların 15’i (%15,3) HPV aşısını yaptırmıştı. Aşı ile ilgili sorular irdelendiğinde, katılımcıların 93’ü (%94,9) aşının ulusal aşı takviminde olmadığını, 63’ü (%64,3) aşının önerilmesi gereken yaşı, 83’ü (%84,7) aşının hangi cinsiyete uygulanabileceğini biliyordu. HPV aşısı 59 (%60,2) katılımcı tarafından daha önce önerilmişti. Aşıyı önermeyen katılımcılara nedenleri sorulduğunda, en sık aşı ile ilgili yeterli bilgi düzeyinde olmama (%14,3), endikasyon dâhilindeki hasta ile karşılaşmama (%14,3) yanıtları alındı. Aşılı olan hekimlerin aşıyı önerme oranları aşı yaptırmayanlara göre istatistiksel anlamlı olarak yüksek saptandı (p=0,028). Mesleki deneyim ile daha önce aşıyı önerme ve HPV aşılarının ismini bilme durumu arasında istatistiksel anlamlı bir sonuç elde edilemedi (sırasıyla p=0,316, p=0,414).
Sonuç: Çalışmamızda, HPV aşılamasına yönelik tutum genel olarak olumlu olsa da Türkiye’de daha yüksek HPV aşısı kapsama oranlarına ulaşmak için hem çocuk doktorlarına hem sağlık çalışanlarına ek eğitim verilmelidir.
Objective: Human papilloma virus (HPV) infection is the most common sexually transmitted viral infection worldwide. It is the cause of cervical cancer, and also causes many malignant, and benign diseases. Although it has an effectual vaccine, vaccination rates are still at an undesired level. In this cross-sectional study, it was aimed to investigate the knowledge and attitudes of pediatricians about HPV vaccine.
Method: A questionnaire consisting of 18 questions about HPV disease and vaccine was applied to pediatricians working in our hospital via face-to-face interviews. Demographic characteristics, duration of their working in the field of pediatrics, and some questions and suggestions about HPV disease and vaccine were included in the questionnaire.
Results: Ninety-eight (66.6%) out of 147 pediatricians participated in the questionnaire survey..The median age of the participants was 30.5 years (min-max: 25-66), and they were consisted mostly (70.4%).of female pediatricians. In terms of distribution of their academic positions, 54 (55.1%) of them were working as pediatric residents. Only 15.3% of the participants had received HPV vaccine. When questions about the vaccine were analyzed, 94.9% of the participants knew that the HPV vaccine was not included in the national vaccination schedule, 64.3% knew the recommended vaccination age, and 84.7% knew that application gender of the vaccine. Some ( 60.2%) participants recommended HPV vaccine to their patients. When pediatricians were asked why they did not recommend the vaccine, according to their responses, the most important factor was the fact that had not sufficient knowledge about the vaccine (14.3%) and had not encountered a patient within the indication (14.3%).The vaccine recommendation rates of the vaccinated physicians were statistically significantly higher than unvaccinated physicians (p=0.028).There was no statistically significant difference between medical experience and recommendation for HPV vaccine beforehand and knowing the names of HPV vaccines (p=0.316, p=0.414, respectively).
Conclusion: Although the overall attitude towards HPV vaccination was generally positive in our study, additional training should be provided to both pediatricians and healthcare professionals in order to achieve higher HPV vaccination coverage rates in Turkey.

9.
Bir Eğitim Araştırma Hastanesinde Çalışan Annelerin Sosyal Destek ve İşyeri Emzirme Koşullarının Emzirme Süresine Etkisi
The Effect of Social Support and Workplace Breastfeeding Conditions of Mothers Working in an Education Research Hospital on Breastfeeding Period
Yavuz Demircelik, Hacer Örsdemir Hortu, Özlem Üzüm, Kayi Eliacik, Mehmet Helvacı
doi: 10.5222/forbes.2021.04706  Sayfalar 25 - 30
Amaç: Anne sütü bebek beslenmesindeki en doğal ve referans sayılan üründür. Amerikan Pediatri Akademisi ilk 6 ay yalnızca anne sütü, devamında en az 1 yıl olmak üzere anne ve bebek istediği sürece emzirmeyi önermiştir. Emzirme döneminde çalışmaya başlayan annelerin iş yeri koşullarının ve emzirme molalarının yetersiz olması nedeniyle emzirmeyi devam ettirmede zorluk çektiği bilinmektedir. Stresle başa çıkmada rolü bilinen sosyal desteğin emzirmeyi sürdürmede de etkili olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızın amacı, bir eğitim araştırma hastanesinde çalışan annelerin emzirme konusunda iş yeri ortam ve koşulu ile ilgili yaşadığı sorunları ve sosyal desteklerini değerlendirmektir.
Yöntem: Çalışma grubu olarak üç yaşından küçük çocuğu olan ve eğitim araştırma hastanesinde çalışan anneler seçilmiştir. Araştırmaya katılan annelere, araştırmacılar tarafından hazırlanan, emzirme süreleri, işlerine geri dönme süreleri, emzirme izinleri, süt sağma gibi sorulardan oluşan toplam 18 soru ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği soruları sorulmuştur.
Bulgular: Çalışma süresince 51 çalışan anneye ulaşıldı. Çalışan annelerden 29 (%56,9)’unun emzirme döneminde formül mama kullandığı görüldü. Yalnızca anne sütü veren anneler ile formula mama veren anneler karşılaştırıldığında formula veren annelerin işe daha erken dönemde döndüğü (p=0,036) görüldü.
Sonuç: Çalışma sonuçları, doğum izni süresinin daha fazla formül kullanmaktan kaçınmak ve ilk 6 ay yalnızca anne sütü almanın desteklenmesi için daha uzun olması gerektiğini destekledi. Emzirmenin desteklenmesi için işverenlerin emziren annelere daha uygun koşullar sağlaması gerektiği sonucuna varıldı.
Objective: Breast milk is considered to be natural, reference nutrition for infants. The American Academy of Pediatrics and World Health Organization recommend that infants should be exclusively breastfed for about 6 months and breasteeding should be continued at least for 12 months as long as both the mother and the infant desire. It is known that mothers who started to work during breastfeeding period have difficulty in continuing breastfeeding due to inconvenient workplace conditions and breastfeeding breaks. Social support, known to have a role in coping with stress, has also been shown to be effective in maintaining breastfeeding. The aim of our study is to evaluate the problems faced by the mothers working in a training and research hospital related to the workplace environment and conditions and their social support.
Method: The study group consisted of mothers who had children under three years of age and working in a training and research hospital. Eighteen questions prepared by the researchers, and questions in the Multidimensional Scale of Perceived Social Support were addressed to the mothers participating in the study about their breastfeeding period, return time to their work, breast-feeding permission, and milking, etc.
Results: Fifty-one working mothers were reached during the study period. It was seen that 29 (56.9%) working mothers used formula during breastfeeding period. When mothers exclusively breastfed their infants, and those used formula during breastfeeding period were compared, it was seen that the mothers who used formula returned earlier to work (p = 0.036).
Conclusion: Study results supported that the period of maternity leave should be longer to avoid using formulas more frequently, and to support exclusive breastfeeding for the first 6 months. It was concluded that employers should provide more suitable conditions for breastfeeding mothers to support breastfeeding.

10.
Etkili Aile Planlaması Yöntemi Kullanmak Üzere Aile Planlaması Kliniğine Başvuran Kadınların Geri Çekme Yöntemini Kullanma ve Bırakma Nedenleri
Investigating the Reasons for Using the Withdrawal Method and Quitting of Women Applying to the Family Planning Clinic to Use an Effective Family Planning Method
Vahide Çakmak, Zehra Keme, İlkay Ünal, Hafize Öztürk Can
doi: 10.5222/forbes.2021.77487  Sayfalar 31 - 40
Amaç: Bu çalışma, etkili kontraseptif yöntem kullanmak üzere aile planlaması kliniğine başvuran 15- 49 yaş kadınların geri çekme yöntemini yaşamlarının herhangi bir evresinde kullanma ve bırakma nedenlerini saptamak amacı ile gerçekleştirilmiştir.
Yöntem: Çalışma tanımlayıcı ve kesitsel olarak gerçekleştirildi. Çalışmanın örneklemini, İzmir Bornova’daki bir ana çocuk sağlığı aile planlaması merkezine başvuran 15- 49 yaş arası, cinsel yönden aktif ve yaşamlarının herhangi bir evresinde geri çekme yöntemini kullanmış olan, merkeze etkili aile planlaması yöntemi kullanıp kontrol için gelen veya kullanmak üzere gelen 200 kadın oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan anket formu doğrultusunda yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Veriler SPSS, 16.0 paket programında değerlendirildi. Toplanan verilerin sayısal ve yüzdelik olarak dağılımları alındı. İstatistiksel değerlendirmede Tek Yönlü Varyans Analiz kullanıldı.
Bulgular: Araştırmamıza katılan 15-49 yaş arası kadınların %60’ı 20-34 yaş grubunda olup, %40’ının okuryazar/ilkokul mezunu oldukları belirlenmiş, %30,5’inin geri çekme yöntemini eşi nedeni ile kullandığı ve bu kadınların %34’ünün geri çekme yönteminin olumsuz yönleri nedeni ile bıraktığı saptanmıştır. Kadınların %78’i, etkili aile planlaması yöntemlerini olumlu özellikleri nedeni ile kullanmakta ve %56,0’sı etkili yöntem olarak Rahim İçi Aracı tercih etmektedir. Araştırmadaki kadınların %17’sinin geri çekme yöntemini kullanırken gebe kaldığı belirlenmiştir. Ayrıca, kadınların yaşı ile geri çekme yöntemini tercih etme nedenleri arasında anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05).
Sonuç: Araştırmanın sonuçlarına göre, araştırma kapsamına alınan kadınlar geri çekme yöntemini eşi istediği için tercih etmekte ve yöntemin olumsuz yönleri nedeni ile bırakmaktadır.
Objective: This study was carried out with the aim of determining the reasons for using, and quitting the coitus interruptus method at any stage of the lives of women aged 15- 49 years who applied to family planning clinic to use effective contraceptive methods.
Method: The study was carried out descriptively and cross-sectionally. The sample of the study consisted of 200 sexually active women aged 15- 49 years who used the coitus interruptus method at any stage of their lives, and applied to a Mother and Child Health Family Planning Center in Bornova, Izmir so as to use an effective family planning method. The data of the study were collected by face to face interview method using the questionnaire form prepared by the researchers in line with the literature.The data were evaluated in SPSS, 16.0 package program and the numerical and percentage distributions of the collected data were created.
Results: Sixty percent of women aged 15-49 years who participated in our study were in the 20-34 age group, and 40% of them were literate / primary school graduates.It was determined that 30.5% of these women were using the coitus interruptus method because of their spouses desired and 34% of these women quit this method due to its negative aspects.Seventy-eight percent of these women were using effective family planning methods because of their positive features and 56.0% of them preferred IUD as an effective method. It was determined that 17% of the women in our study got pregnant while using the coitus interruptus method.In addition, a significant difference was detected between age and the reasons why women preferred the coitus interruptus method (p <0.05).
Conclusions: According to the results of the study, women included in the study prefer the withdrawal method because their spouses desired, and quit it because of the negative aspects of the method.

OLGU SUNUMU
11.
Spontan Renal Kaliks Rüptürüne Bağlı Akut Karın Ağrısı: Klinik Görünüm, Tanı ve Tedavi
Acute Abdominal Pain Due to Spontaneous Renal Calyceal Rupture: Clinical Presentation, Diagnosis and Management
Erem Kaan Başok
doi: 10.5222/forbes.2021.74936  Sayfalar 41 - 45
Giriş: Renal kaliks rüptürü ve beraberinde oluşan ürinom çoğunlukla distal üreter taşından kaynaklanan ve akut karnı taklit eden alışılmadık bir durumdur.
Olgu Sunumu: Acil servisimize inatçı ve şiddetli karın ağrısı ile başvuran bir kadın hastaya yapılan ultrasonografik incelemede sağ böbrekte hidronefroz saptandı. Semptomatik olarak kötüleşen hastada rüptür tanısını doğrulamak için gecikmiş faz kontrastlı bilgisayarlı tomografi (BT) gerekliydi. Farklı tedavi seçenekleri arasından konservatif tedavi tercih edildi, sonrasında ürinom komplikasyonsuz düzeldi ve hasta iyileşti. Tanı ve tedavi seçenekleri tartışıldı.
Sonuç: Üriner sistemin spontan rüptürü akut karnı taklit edebilir ve renal kolik sonrası kompleks semptomlar gösteren bir hastanın ayırıcı tanısında her zaman düşünülmelidir. Rutin görüntüleme modaliteleri ile kesin bir tanı konulamazsa, gecikmiş faz kontrastlı BT bu açıdan yardımcı olacaktır. Dikkatli izleme ile konservatif tedavi, iyi sonuçlara sahip bir seçenektir ve bu nedenle hastaların çoğunda cerrahi müdahale ihtiyacını ortadan kaldırabilir.
Background: Rupture of renal calyces with urinoma, mimicking acute abdomen, is an unusual condition that is mostly caused by distal ureteral stone.
Case Presentation: Ultrasonographic evaluation showed right hydronephrosis in a woman who was admitted to our emergency department with persistent severe abdominal pain. A delayed contrast -enhanced computerized tomography (CT) was required to confirm the diagnosis of rupture in symptomatically worsening patient. Among various treatment options conservative treatment was preferred, the patient was recovered, and urinoma was resolved without any complication. Diagnosis and treatment options are discussed.
Conclusion: A spontaneous rupture of the urinary system can mimic acute abdomen, and should always be considered in the differential diagnosis of a patient presenting complex symptoms after renal colic. If a definite diagnosis cannot be established by routine imaging modalities, delayed phase contrast- enhanced CT would be helpful in this regard. Conservative treatment with careful monitoring is an option with good results, thus it may obviate the need for surgical intervention in most of the patients.

12.
İzole Aberran Sağ Subklavian Arter ve Trizomi 21 Olgusu
Isolated Aberrant Right Subclavian Artery and Trisomy 21 Case
İbrahim Ömeroğlu, Halil Gursoy Pala, Hakan Gölbaşı
doi: 10.5222/forbes.2021.25733  Sayfalar 46 - 48
Anormal sağ subklavyen arter (ASSA) %0,5-1,4 oranıyla arkus aortanın en sık görülen konjenital anomalisidir. Normalde aortik arktan üç damar çıkarken ASSA’da dört damar çıkar. ASSA aortik arkın distalinden çıkarak özefagus ve trakeanın arkasından geçer. Aynı zamanda anormal retroözofageal sağ subklavyen arter olarak da adlandırılır.
Genel olarak asemptomatik iyi huylu bir bulgudur, ancak disfajiye neden olan özofagus kompresyonu oluşturabilir.
Bu makalede, gebeliğin ikinci trimestrinde kliniğimize refere edilen ve ultrasonografik olaraksaptanan bir izole ASSA ve trizomi 21 olgusu sunulmuştur.
Abnormal right subclavian artery (ARSA) is the most common anomaly of the aortic arch with a rate of 0.5-1.4%. Normally, three vessels arises from the aortic arch, while four vessels arise in ARSA. ARSA leaves the distal of the aortic arch and passes behind the esophagus and trachea. It is also called the abnormal retroesophageal right subclavian artery.
It is generally an asymptomatic benign finding, but it can cause esophageal compression causing dysphagia.
In this article, an isolated ARSA and trisomy 21 case referred to our clinic in the second trimester of pregnancy and detected ultrasonographically is presented.

13.
Castleman Hastalığı: Nadir Intraabdominal Yerleşim Nedeniyle
Castleman’s Disease: Due to a Rare Intraabdominal Location
Mehmet Cihan Karacaoğlu, Nursel Yurttutan, Betül Kızıldağ, Turgay Kara, Sezen Koçarslan
doi: 10.5222/forbes.2021.66376  Sayfalar 49 - 53
Castleman hastalığı (CH), etiyolojisi tam olarak bilinmeyen ve nadir görülen benign bir hastalıktır. Anjiyofoliküler lenf nodu hiperplazisi, dev lenf nodu hiperplazisi, lenf nodu hamartomu, benign giant lenfoma olarak da adlandırılır. Histolojik olarak hyalin vasküler ve plazma hücreli varyant olarak sınıflandırılır ancak nadiren iki tipe ait özellikler bir arada bulunabilir. Unisentrik hastalığı olan olguların çoğu hyalin vasküler, multisentrik hastalığı olan olguların çoğu ise plazma hücreli histolojik tipindedir.
Sıklıkla toraksta yerleşim göstermekle beraber tüm vücutta bulunabilir. Tükrük bezleri, akciğer, pankreas, larinks, parotis bezi, meninksler hatta ekstremite kasları ekstralenfatik olarak tutulabilir. Toraksta genellikle orta ve ön mediastende lokalizedir. Mediastinal otoimmün ve neoplastik hastalıklardan ayırt edilmesi gerekir. Burada, nadir bir yerleşim yeri olan intraabdominal yerleşimli CH olgusunun radyolojik bulgularının sunulması amaçlandı.
Castleman disease (CD) is a rare benign disease with unknown etiology. It is also called angiofollicular lymph node hyperplasia, giant lymph node hyperplasia, lymph node hamartoma, benign giant lymphoma. Histologically, it is classified as hyaline vascular and plasma cell variant, but rarely features of two types can coexist. Most of the cases with unisentric disease are hyaline vascular and most of the cases with multicentric disease are in plasma cell histological type. Although it is frequently located in thorax, it can be found throughout the body. Salivary glands, lungs, pancreas, larynx, parotid gland, meninges, and even limb muscles can be affected as extralymphatic spread. Since it is localized in the middle and anterior mediastinum in the thorax, it should be differentiated from mediastinal autoimmune and neoplastic diseases. In this case report, we aimed to present the radiological findings of a CD case with a rare intraabdominal location.

14.
Laparoskopik Tubal Geçirgenlik Kontrolü Sonrasında Mavi İdrar
A Rare Complication: Blue Urine Developed After Laparoscopic Chromopertubation
Duygu Uçar, Burcu Artunc Ulkumen
doi: 10.5222/forbes.2021.19483  Sayfalar 54 - 57
Metilen mavisi, tıpta yaygın kullanım alanına sahip bir boyadır. Ayrıca, kolayca ulaşılabilir olması, ucuz ve güvenli olması, yaygın kullanımındaki başlıca nedenlerdir. Ancak, nadiren de olsa metilen mavisi kullanımı sonrasında bazı komplikasyonlar gelişebilmektedir. klinisyenlerin bu istenmeyen durumlardan haberdar olup, komplikasyonları erken tanıması ve uygun önlemleri alması önemlidir.
Methylene blue is a dye that is widely used in medicine. The underlyin reason this widespread use is that it is easily accessible, inexpensive and safe. Although rarely seen, some complications may develop during use of methylene blue. It is important that clinicians should be aware of these unwanted conditions, recognize these complications at an earlier stage, and take suitable measures.

15.
Spontan Pnömoperitoneumu Olan Olağan Dışı bir Pediatrik Vaka: Kabızlığın Neden Olduğu Pnömatozis Sistoides Intestinalis
An Unusual Pediatric Case with Spontaneous Pneumoperitoneum: Pneumatosis Cystoides Intestinalis Induced by Constipation
Oktay Ulusoy, Efil Aydın, Osman Zeki Karakuş, Yasin Ertug Cekdemir, Oğuz Ateş
doi: 10.5222/forbes.2021.40469  Sayfalar 58 - 61
Pnömoperitoneum hemen her zaman perforasyonu gösteren bir durumdur. Bununla birlikte, tüm laparotomilerinin yaklaşık %5 ile %15’inde perforasyon tespit edilmez ve bu durum spontan pnömoperitoneum (SP) olarak adlandırılır. SP’nin nadir nedenlerinden biri Pnömatozis sistoides intestinalis (PCI) ‘dir. 11 yaşında kız hasta perforasyon şüphesiyle çocuk acil servisine sevk edildi. Ayakta direk karın grafisinde sağ diyaframın altında serbest hava saptandı. İntestinal perforasyon şüphesi ile acil laparatomi yapılan hastada perforasyon saptanmadı. Ateş ve peritoneal tahriş belirtilerinin olmaması ve normal biyokimyasal parametreler SP düşündürmelidir. Kabızlığın neden olduğu PCI’in SP’nin nadir bir nedeni olabileceği unutulmamalıdır.
Pneumoperitoneum almost always indicates a perforation. However, perforation is not detected approximately 5% to 15% of all exploratory laparotomies and it is called spontaneous pneumoperitoneum (SP). One of the rare causes of SP is Pneumatosis cystoides intestinalis (PCI). An 11-year-old female patient was transferred to the pediatric emergency department due to suspicion of intestinal perforation. Erect abdominal X-ray revealed pneumoperitoneum below the right diaphragm. Emergent exploratory laparotomy was performed. No perforation was detected during exploratory laparotomy. Both the absence of fever, peritoneal irritation signs and normal biochemical parameters SP must be considered. It should be kept in mind that PCI induced by constipation may be a cause of SP.

16.
Diyabetik Anne Bebeklerinde Nadir Görülen Bir Defekt: Radius Yokluğu
Rare Birth Defects in Pregnancies of Women with Pregestational Diabetes: Absent Radius
Huseyin Ustun, Mehmet Yekta Oncel, Ozgun Uygur, Esra Bal, Defne Engür, Melek Akar
doi: 10.5222/forbes.2021.27247  Sayfalar 62 - 65
Diabetes mellitus (DM), fetal gelişimi olumsuz etkileyen önemli bir hastalıktır. Pregestasyonel diyabeti olan kadınlar doğumsal malformasyonlar için önemli ölçüde artmış bir riske sahiptir. Bu makalede, pregestasyonel diyabet ile ilişkili radius yokluğu olan bir yenidoğan sunulmuştur. 20 yaşındaki bir anneden sezaryen ile 40. gebelik haftasında doğan erkek bebek; ekstremitelerinde kısalık, sağ baş parmağında hipoplazi, solunum sıkıntısı yanında sağ elinde fleksiyon kontraktürü vardı. Bu olgu sunumu ile literatürde radius yokluğu ile ilişkili ikinci diyabetik anne bebeğini paylaşmak istiyoruz.
Diabetes mellitus (DM) is an important disease that negatively affects fetal development and women with pregestational diabetes have an increased risk for adverse pregnancy outcomes, including a markedly increased risk for birth defects. In this report, a newborn with absent radius associated with pregestational diabetes was presented. A male newborn was born at 40th gestational week from a 20-year-old mother by cesarean section. The patient had shortness in the limbs, hypoplastic right thumb and flexion contracture at his right hand besides respiratory distress.To our knowledge, with this case report, we would like to share the second case of diabetic mother’s infant with absent radius in the literature.

17.
Düzeltme
Erratum

Sayfa 66
Makale Özeti | Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale